Sinema ve gerçeklik

16 Temmuz 2017

Sinema, insanoğlunun kendini geliştirmesi sonucu ortaya çıkmış “yapay" bir gerçekliktir. Gerçeklik ise insanlığın yaradılışından bu yana değiştirilememiş tek olgudur. İnsan; zihninde canlandırdığını bir şeye, zamanla da bir yere aktarma eğilimi içinde olmuştur. Yaradılışından bu yana sürekli olarak doğayı gözlemlemiş ve mağara çizimleriyle zihnindekini, temin ettiği her şey ile herkese aktarmaya çalışmıştır. Bu bir anlamda sanatın, sinemaya gebe kaldığının ilk belirtisi olmuştur. Ardından gözüyle gördüğünü birebir aktarmak isteyen insanoğlu bu isteğini de yerine getirmiş ve sonu “gerçeklik" ile bitecek olan bu maceraya atılmıştır. Fotoğrafın icadıyla zihnindekilerin aktarımı sırasında yaşadığı eksikliği, gözüyle gördüğünün aktarımına eksiksiz olarak devretmiştir. Fotoğrafın sadece anlık görüntü elde etmesi, insanın yarattığı gerçeklik olgusu ve kurgusuna uymamış, yeni arayışlar içerisine girmiştir. Sürekli kendini ve gerçekliği geliştiren insanoğlu, tek bir kare fotoğrafı art arda kareler haline getirmiş ve bunun sonucunda; sanat, sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmiştir.

Sinema ve gerçeklik arasındaki uzun köprüyü inşa eden insanoğlu, zaman geçtikçe bu köprüyü o kadar kısaltmıştır ki sinemanın gerçeklikten ayrımı zorlaşmıştır. Bir anlamda sinema, insanların görsel yolla aldığı bir uyuşturucuya dönüşmüştür. Dış dünyanın bir perde üzerine aktarımı insanı gerçeklikten ve doğadan uzaklaştırarak zevk ve isteklerinin sapmasına neden olmuştur. İnsanın doğayı taklit ederek verdiği yapıtlar, gerçekliğin bayağılaşmasına sebep olmuştur. Sinema; gerçekliğin dar bir kalıp halinde kitlelere sunulduğu, öznel ve nesnel öğelerin toplamından ibarettir.

Fischer,[1] bu konudaki görüşlerini şöyle özetlemektedir: “Bizim duyarlılığımızın dışında kendi başına var olan şey maddedir. Oysa gerçeklik, insanın yaşantı ve anlayış yeteneğiyle katılabileceği sayısız ilişkileri kapsar... Gerçekliğin bütünü özne ve nesne arasındaki bütün ilişkilerin toplamıdır; yalnız olayların değil, bireysel yaşantıların, düşlerin, sezgilerin, heyecanların, hayallerin toplamıdır."

Sinema ve gerçeklik ilişkisi Lumieré'den bu yana cevap bulunamamış bir konudur. Bu konuda değişik görüşler ileri süren yönetmenler kendi görüşlerini destekleyen yapıtlar vermiştir. Bazı teorisyenler gerçekliği belgesel filmlerde ararken; bazıları da bir hikâyesi olan filmlerin de gerçekliği yansıtabileceğini, gerçekliğin sinemada estetik değerin yitirilmesine yol açmayacağını, aksine kendine özgü bir estetik değeri olduğunu ileri sürmüşlerdir.

Makalenin orijinal uzun hâli: Kamera arkası: Gerçekliğin sineması (Sinema ve gerçeklik)